Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Fransız girişimi olan SunPartner şirketinin geliştirdiği kalınlığı 0,5
milimetreden daha ince olan şeffaf ve fotovoltaik özelliğe sahip malzeme, güneş ışığından ve yapay ışıktan enerji elde edebiliyor. Kendi kendini şarj eden güneş enerjili telefon fikri yeni değil. Fakat daha önce gerçekleştirilen uygulamalarda fotovoltaik güneş gözeleri cep telefonunun arkasına yerleştiriliyordu. imageAncak bu, cihaz şarj olurken telefonun ekran üzerindeki özelliklerinin kullanılamaması anlamına geliyordu. Güneş gözelerini telefonun ön kısmına yerleştirmek ise daha zor.
Çünkü günümüz telefonlarının ön yüzü tamamıyla ekrandan oluşuyor. SunPartner’ın geliştirdiği fotovoltaik ve optik yüzey üretim aşamasında birleştiriliyor ve dokunmatik ekranın üzerine yerleştiriliyor. Şu an %90 şeffaflık sağlanmış durumda. Ancak şeffaflık arttıkça elde edilen enerji miktarı azalıyor. Bu teknoloji ile %70 şeffaflığa ulaşıldığında her santimetre başına 5,8 miliwatt enerji üretilebiliyor. Şirket 2014’te ikinci nesil fotovoltaik malzemeler kullanarak, elde edilen enerji miktarını iki katına çıkarmak istiyor.
Şirketin pazarlama müdürü Matthieu DeBroca, bu teknoloji ile telefonun bütün enerji ihtiyacının karşılanamayacağını ancak pil ömründe %20’lik bir artış sağlayabildiklerini söylüyor.


Hubble Uzay Teleskobu görevini tamamladıktan sonra James Webb Uzay Teleskobu’nun onun yerini alması planlanıyor. Hubble Uzay Teleskobu’ndan elde edilen bilgiler, kızılötesi bir teleskobun gerekli olduğunu gösterdi. Çünkü ilk yıldızlar ve gökadalar gibi evrenin erken dönemlerine ait uzak cisimleri gözlemleyebilmek için daha uzun dalga boylarında gözlem yapılması gerekiyor.

Bir teleskobun hassasiyeti yani ayrıntılı görebilme yeteneği gözlemlediği cisimlerden gelen ışınların toplandığı aynasının büyüklüğüyle doğrudan ilgili. James Webb Uzay Teleskobu’nun ana aynası 18 altıgen parçanın birleşmesinden oluşuyor. Bu aynalar güçlü, hafif ve -220°C gibi çok düşük sıcaklıklara karşı dayanıklı bir element olan berilyumdan üretildi. Berilyum, yakın kızılötesi ışığı yeterince yansıtmadığı için aynalar ince bir altın tabakası ile kaplandı. James Webb Uzay Teleskobu’nun Dünya’dan 1,5 milyon kilometre uzağa yerleştirilmesi planlanıyor.

Kızıl gezegen Mars uzunca süredir popüler gökbilim gündeminde önemli bir yer tutuyor. Bunda Mars araştırmalarına yönelik çok sayıda projenin ve bu projeleri tanıtma etkinliklerinin kuşkusuz büyük payı var. Ancak bunların da ötesinde Mars artık insanlık için Dünya dışında kurulabilecek bir yaşama dair hayallerin sembolü haline gelmiş durumda. Bu yüzden de Mars’la ilgili haberler pek çok insanın ilgisini bilimsel merakın ötesinde, doğrudan insan yaşamına ilişkin olarak çekiyor. Mars’la ilgili bilimsel çalışmaların bir kısmı insanlığın Mars’ta yaşam hayalini daha da zenginleştireceğe benziyor. Günün birinde Mars’ta bir araştırma istasyonu kurulursa, o şartlarda nasıl yaşanıp araştırma yapılabileceğini deneme amacı taşıyan Mars Benzeşik Araştırma İstasyonu projesi bunlardan biri.




Benzeşik Araştırma İstasyonları 

Benzeşik araştırma istasyonları, başka bir gezegende nasıl yaşanacağını ve çalışılacağını öğrenmeye yarayan laboratuvarlar olarak tanımlanabilir. Her biri insanları Mars’a indirecek ve oradaki zorlu koşullarda aylarca sürecek keşifler sırasında ana üs olarak hizmet edecek yaşama alanları- nın birer prototipi. Böyle bir yaşam alanı insanlı Mars görevi planlamalarının en önemli parçası. Her bir istasyonun merkezi, İngilizce yaşama alanı karşılığı “habi- tat” kelimesinden esinlenilerek “Hab” adı verilen, 8 metre çapında, iniş takımı üzerine oturtulmuş iki güverteli bir yapıdan oluşuyor.



“İsmiyle müsemma” diye bir deyim vardır. İsmiyle uyumlu özellikler gösteren insanlar için söylenir. Peki, insanların isimleriyle, örneğin yüzleri arasında gerçekten bir bağlantı olabilir mi? Pek olası görünmese de yeni geliştirilen bir yazılım insanların yüzlerinden yola çıkarak tahminlerde bulunuyor.






New York Ithaca’daki Cornell Üniversitesi’nden Andrew Gallagher insanların ilk isimlerinin cinsiyet, etnisite ve o dönemdeki popüler isimler gibi etmenlerden etkilenilerek seçildiğini söylüyor. Gallagher ve Huizhong Chen bundan yola çıkarak Flickr adlı sitedeki etiketlenmiş yüz resimlerinden bir veritabanı oluşturdu ve bu veritabanını bir bilgisayarı isimleri etkileyen etmenleri tanıyacak şekilde eğitmek için kullandı.

Örneğin Alejandralar genellikle Heatherlardan daha koyu renk saçlı, Ethanlar ise genellikle Davidlerden genç. Araştırmacılar sistemi nüfusun %20’sinin sahip olduğu ve ABD’de en çok kullanılan 100 ismi (48 kadın, 48 erkek ismi ve 4 cinsiyetsiz isim) taşıyan kişiler üzerinde denedi.

Bilgisayar 100 denemenin 4’ünde doğru ismi bulmayı başardı. Bu, her ne kadar müthiş bir oran değilse de rastgele eşleştirmeden 4 kat, insanların tahmin oyunlarından ise 3 kat daha başarılı. Indiana’daki Notre Dame Üniversitesi’nden Kevin Bowyer, yazılımın ticari uygulamaları olabileceğini ancak bu kadar çok farklı isim varken sistemin isabetliliğinin artırılmasının zor olduğunu belirtiyor
Sadece 50 kişinin yaşadığı ıssız Alaska köyü Igiugig, yakında rüzgâr enerjisini yepyeni bir şekilde kullanan rüzgâr türbinlerine ev sahipliği yapacak. Tasarımcısının belirttiğine göre Igiugig’de denenecek bu yeni türbinler, güç üretimini artırdığı gibi sistemin maliyetini de düşürecek.


Rüzgâr türbinlerindeki gelişme uzun yıllardır türbinlerin büyüklüğünün artması yönündeydi, çünkü büyük türbinler güç verimini artırıp maliyeti düşürüyordu. Ancak California Teknoloji Enstitüsü’nden havacılık ve biyomühendislik profesörü John Dabiri tamamen sıradışı bir fikirle çıkageldi. Dabiri, dikey eksenli daha küçük rüzgâr türbinleri üretilip bilgisayar modelleri yardımıyla bir rüzgâr çiftliğinde birbirlerinin güç üretimini artıracak optimum biçimde konumlandırılırsa, rüzgâr gücünden yararlanma maliyetinin düşeceğini düşünüyor.


Normalde rüzgâr bir türbinin içinden ya da etrafından geçerken, rüzgârın arkasında kalan türbinlerin güç üretimini azaltan ve onları yıpratan bir türbülansa yol açıyor. Dabiri tasarladığı dikey eksenli türbinlerin, doğru konumlandırıldıkları takdirde, havada diğer türbinler için avantajlı olacak bir etki bıraktığını söylüyor. Dabiri’nin türbinlerinin çok sessiz çalışma ve kuşlar için tehlike oluşturmama gibi avantajları da var. Ancak bazı uzmanlar bu yeni tasarımda aşılması gereken kimi zorluklar da olduğunu, bunların yaygın olarak kullanılan türbinler kadar verimli çalışmadığını belirtiyor. Bazıları da türbinlerin küçülmesinin maliyeti düşürmeyeceği görüşünde. Yeni sistemin Dabiri’nin dediği gibi avantajlı olup olmayacağı ise şimdiden 6 milyon dolarlık destek aldığı proje uygulamaya geçtiğinde anlaşılacak
 Bilgi teknolojilerinin gelişmesi ile cihazlar cebimizde taşıyabileceğimiz kadar küçülse de dijital donanımlar ile fiziksel dünya ile etkileşimimiz arasında hâlâ bir bağ yok. Bilgi kâğıt ve dijital ekranla sınırlı. Geliştirilen yeni bir sistem, gerçek ve dijital dünya arasında bir köprü kuruyor. Düz bir yüzeye ihtiyaç duymadan üç boyutlu nesnelerin bilgisayar ortamına aktarılabilmesi, kullanıcının herhangi bir yüzey üzerinde parmak ucu hareketleri ile çizim yapabilmesi ya da gazetedeki bir haberin etkileşimli detaylarına ulaşabilmek bu sistemin kullanışlı uygulamalarından bazıları.


Fujitsu Laboratuvarları, kullanıcının parmak ve dokunma hareketini doğru bir şekilde belirleyen, dokunmatik ekran benzeri, gelecek nesil bir kullanıcı arayüzü geliştirdi. Bu teknoloji ile bir verinin gerekli kısımları parmakla seçilip dijital ortama aktarılabiliyor. Bu teknoloji nesnelerin şekillerini belirliyor, kamera ve projeksiyon için otomatik olarak koordinat sistemine uyumlu hale getiriyor. Bu yolla sadece kâğıt gibi düz yüzeyler değil kitap gibi eğimli yüzeyler de ekrana aktarılabiliyor. Dokunmayı doğru bir şekilde algılayabilmek için sistemin parmak ucunun konumunu hassasiyetle belirlemesi gerekiyor.


Sistem ayrıca rengi ve parlaklığı ortam ışığına göre ayarlayan, el rengindeki değişimleri algılayan bir teknoloji içeriyor. Bu şekilde çevredeki ve bireysel değişimlerdeki küçük etkiler parmak ucunun doğru olarak tanımlanmasını sağlıyor. Araştırmacılar sistemin ticari uygulamalarının 2014’te geliştirilmesini amaçladıklarını, şu anki ayarların kullanılmayacağını belirtiyor. Gelecekte sistemin gündelik amaçlarla kullanılmasını, ortaya çıkabilecek sorunları görmeyi ve sistemin kullanılabilirliğini değerlendirmek istediklerini, bu nedenle geri bildirimlere ihtiyaçları olduğunu söylüyorlar