Diger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman:14:18Entellektüel bir ailede yetişmediyseniz ya da çocukluğunuzda şanslı bir şekilde yönlendirilmediyseniz bir enstrümanı büyük olasılıkla harika bir şekilde çalamıyorsunuzdur. (Harikadan kastım enstrümana virtüözlük seviyesinde tam anlamıyla hakim olmak) Eğer "şanssız" kesimden olup ilerleyen yıllarda keman ya da piyano gibi yoğun emek gerektiren enstrümanlardan birine yönelmek istediğinizde ise çevreden sıklıkla şunu duyarsınız : "Çocukluktan başlamadıysan çok iyi bir müzisyen olman imkansız..." Okul veya iş hayatının yanında hergün zaman ayırıp alıştırmalar yapmak ve üstüne ne kadar uğraşsan da bu enstrümana, bir konserinde Cem Mansur'un betimlediği gibi, o "can sıkıcı veletler" gibi hakim olamama durumu... Peki bu varsayımın altında gerçekten akılcı ve nedensel bir doğruluk yatıyor mu?

Aynı zamanda bir müzik öğretmeni olan Some Canadian Skeptic blogunun yazarı olaya kuşkucu(skeptic) perspektiften bakarak aslında bu önyargının bir temeli olmadığını iddia ediyor. Ortaya koyduğu argümanlarda müzik eğitimini dil eğitimiyle karşılaştırarak, çocukların erken yaşta dil öğrenimi avantajına rağmen müzik öğrenimin sadece bilişsel parçalardan oluşmadığını; ayrıca örüntü-tanıma, matematik, soyut düşünce, ritim ve motor kas kontrolü gibi erişkinlerin avantajlı olabileceği yeteneklere de bağlı olduğunu iddia ediyor.

Yazar sanılanın aksine müziğin sadece çocukken temellerinin atılıp en iyi şekilde kavranıp geliştirilebileceğine mantıklı açıklamalarla karşı geliyor. Benim gibi 20'sinden sonra piyano öğrenmeye çalışan birinin hayallerini de tekrar canlandırıyor! Yazıya erişmek için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz:

A Skeptical take on Teaching MusicGönderenArif22 Eylül 2009 Salı
Soğuk deniz canlıları ve deniz biyoteknolojisi ile ilgili bir kongre için Norveç’in Tromso kentindeyiz. Tromso, Norveç’in kuzeyinde, bir ada üzerindeki küçük bir kent. Küçük bir kent olmasına karşın Kuzey Kutbu’na yakınlığı, Arktik doğanın tüm izlerinin bir arada görülebileceği özellikler barındırması, donmuş göller, nehirler, şelaleler ve tundra yaşam kuşağının bitki türleri Tromso’yu ilginç kılıyor. Kuzey Kutbu’na çok yakın olması nedeniyle “kutup kapısı” olarak da bilinen Tromso’nün en çarpıcı özelliğiyse kutup ışıklarının görülebileceği bir noktada yer alması..



Kutup ışıklarına aurora deniyor. Auro- ra adı 1592-1655 yılları arasında yaşamış matematikçi ve felsefeci Pierre Gassendi tarafından, Eski Yunan tanrısı Eos’un Ro- ma’daki adına dayanarak verilmiş. Auro- ralar her iki kutupta da gerçekleşiyor. Ku- zey Kutbu’nda olanı aurora borealis ya da kuzey ışıkları, Güney Kutbu’nda olanı au- rora australis ya da güney ışıkları olarak adlandırılıyor. 
Bilgisayar teknolojilerinde, özellikle de internet yaygınlaştığından beri, ağ ve ağ bağlantılı kavramlar dillerden düşmüyor. Son gelen haber ise bunca kavrama ilham veren örümcekleri biraz daha yakından tanımaya yönelik.




 İspanya’daki Universidad de Las Pal- mas de Gran Canaria araştırmacıları, örümceğin ağına bakarak cinsini anlayabilen bir yazılım geliştirdiklerini duyurdu. Olay biraz parmak izi tanımaya benziyor. Sistemin veri tabanında 150 farklı örümcek ağı ve bu ağları ören örümceklere dair veriler yer alıyor. Yazılıma örümcek ağının fotoğrafını gösterdiğinizde karşı- sındaki yapıyı bu bilgilerle karşılaştırıyor ve hangi cins örümceğin bu ağı ördüğünü tahmin etmeye çalışıyor. Amaç çeşitli fotoğrafları analiz ederek çekildiği bölgedeki biyolojik çeşitlilik hakkında fikir sahibi olabilmek. Araştırmacılar şimdilik sadece 4 farklı örümcek türü için denedikleri sistemde yüzde 99,96’ya varan doğruluğa ulaşmış. Bu da çalışmanın devamı için cesaret verici bir oran. Detaylı raporun linkine sciencedirect. com/science/article/pii/S0957417413000377 adre- sinden ulaşabilirsiniz.
Kütüphanelerin günümüzde sadece kitaplar, ansiklopediler, referans yayınlar ve arşivlerle ilgilendiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.




2013 yılının Ocak ayında, Ame- rikan Kongre Kütüphanesi ABD’de bir günde gönderilen 400 milyon Twitter mesajını arşivleyerek 133 terabyte büyüklüğünde bir arşiv oluşturacağını açıklamıştı. Geçen ay İngiliz Kütüphanesi de benzer bir karar alarak, 5 milyon .uk uzantılı internet sitesinde yer alan 1 milyar sayfanın yanı sıra genel erişime açık Facebook ve Twitter mesajlarını İngiltere’deki ve İrlanda’daki altı kütüphanede arşiv olarak saklayacağını açıkladı. Amaç gelecek nesiller için günümüz toplu- munun diline ve alışkanlıklarına ışık tutacak bir arşiv oluşturmak. Her iki ülke de sadece kendi vatandaşlarının mesajlarıyla ilgilendiklerini söylüyor, ama özellikle anonim profillerde bu ayrımı nasıl yapacakları merak konusu. Bazı kul- lanıcılar ise böyle bir şeye izin vermedikleri ve böyle bir uygulamayı onaylamadıkları yönünde, haklı bir tepki veriyor. Fakat şu bir gerçek ki, sosyal medyada yazdığınız ve herkes tarafından görülebilen tüm bu me- sajlar yalnızca kütüphanelerde değil haberiniz olmadan birçok yerde okunuyor ve arşivleniyor. Sosyal medya iletişiminde bu gerçeği de biraz göz önünde tutmakta fayda var. Gurdian’ın haberini bit.ly/116uyPk adresinde bulabilirsiniz.


Geçtiğimiz ay değerinin 300 dolara yaklaşması ve günde 100 dolara yaklaşan kur dalgalanmaları, Bitcoin adlı sayısal para birimini bir anda dünyanın gündemine soktu. Şimdi her- kes bu konuyu konuşuyor, günlük gazetelerde haberleri çıkıyor ama ne olduğunu da pek bilen yok. Açıkçası hakkında detaylı bir makale okumadığınız sürece anlaması da gerçekten zor. Bitcoin’in ne olduğuna dair en basit tanımı Business Insider’da buldum. Şöyle deniyor: “Bitcoin altına benzer. Değerlidir, çünkü talep vardır. Tıpkı altın gibi “maden kazarak” bulmanız gerekir. Bu nedenle piyasada dolaşan miktarı sınırlıdır. Her bulduğunuzda da bir sonrakini bulmak için daha fazla emek harcamanız gerekir. Altın merkez bankalarında, kuyumcularda, yastık altında saklanırken, Bitcoin dünya genelindeki birçok bilgisayara dağılmış du- rumdadır.” Kısacası Bitcoin arayıp bulmanız, hak etmeniz gereken bir şey. Dijital dünyanın yarattığı kendine özgü bir para birimi, ama hiçbir hükümete veya yönetime bağlı değil. Dijital olması ise serbestçe çoğaltılabileceği anlamına gelmiyor, tedavülde gezen miktar sınırlı. Bu gerçekten çok ilginç bir konu, takip etmekte
fayda var. Ne olduğu hakkında daha fazla bil- gi için bitcoin.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca vimeo.com/63502573 adresinde Bitcoin’in ne olduğunu anlatan harika bir video var, izlemenizi tavsiye ederim.
ABD’nin uzay programı çalışmalarından sorumlu Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi, 1968’den beri NASA’nın bütün insanlı uzay uçuşlarında kullandığı ve günümüzde de üç uzay mekiğini fırlatma ve gözetme tesisi olarak kullandığı bir alan. Uzay Merkezi’nin her sene yüzlerce kişi tarafından ziyaret edilen kampüsü bu yılki sezon açılışını dünyayı etkisi altına alan ve akıllı telefonlarla ünlenen Angry Birds oyununun karakterleri ile yaptı. Ziyaretçileri kapıda bu sevimli kızgın kuşlar karşılıyor.


Merkezin bu seneki teması Angry Birds in Space yani Kızgın Kuşlar Uzayda oyunu. Bu oyundan esinlenilerek oluşturulan etkileşimli fuar kapsamında çocuğundan yetişkinine tüm ziyaretçiler eğlenceli ama eğitici bir tecrübe edineceğe benziyor. Fuar kapsamında ziyaretçiler için altı farklı eğitici ve eğlendirici etkileşim seçeneği var. Kendi karakterlerini bilgisayar ortamında tasarlıyor, sapanlarıyla fırlattıkları kuş yumurtaları ile uzaylıları avlayabiliyorlar; galaksi yapboz oyununda gezegenlerin ve uydularının yerlerini bulmaya çalışıyorlar, sürprizlerle ve tehlikelerle dolu uzay temalı labirentlerde saklanmış oyun karakterlerini buluyorlar; Mars’a yolculuk edip tehlikeli lazer ışınları altında gizemli altın yumurta avına çıkabiliyorlar. Ayrıca ziyaretçiler çeşitli etkinliklerde NASA astronotlarıyla birlikte zaman geçirebiliyor.